YORUM | Johan Cruyff: Mekân çağının futboldaki müjdeleyicisi


 YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

"Futbol ve hayattaki her şeyde olduğu gibi. Bakmalısın, düşünmelisin, hareket etmelisin, bir boşluk bulmalısın ve diğerlerine yardım etmelisin. Sonuç olarak çok basit." – Johan Cruyff

David Winner, "Harika Portakal" kitabına eski Provo anarşistlerinden Roel van Duijn’in sözüyle başlar: “Herkesin top tepmeye ihtiyacı vardır.”

Ardından 1950’lerin Hollanda’sının Avrupa’nın en gösterişsiz ve sıkıcı ülkelerinden biri olduğunu anlatır ve Albert Camus’nün Amsterdam’a dair kaleme aldığı duygularına yer verir: “Amsterdam’ın iç içe geçmiş kanallarının cehennem dairelerine benzediğini fark etmiş miydiniz? Kâbuslarla dolu, tabii ki, bir orta sınıf cehennemi.”

>> Süper Lig teknik direktörleri EN İYİLER listesinde (Goal.com)

Ülkenin futbolu da hâliyle bundan farksızdır. Fakat 1960’ların ortalarında bir anda her şey değişir. Amsterdam sokakları anarşistlerin eylemleriyle çalkalanırken, esas devrimi ise şehrin futbol takımı gerçekleştirir.

Ajax 1971

Jon Mackenzie’nin The Economist’ te Johan Cruyff’u andığı makalesinde de vurguladığı üzere; 1967’de Michel Foucault, içinde bulunduğumuz çağın “mekân çağı” olduğunu söyler: “Günümüzdeki kaygının kuşkusuz zamandan ziyade, esas olarak mekânla ilgili olduğu kanısındayım; zaman, muhtemelen, mekânda bölüşülen unsurlar arasında mümkün olan dağılım oyunlarından biri olarak karşımıza çıkar.”

Foucault’nun mekân çağını ilân etmesinden iki yıl önceyse, 37 yaşındaki genç bir antrenörün başına geçtiği bir Hollanda takımı; futbolda mekânın, bir diğer deyişle alanın önemini fark eder. Rinus Michels’in Ajax’ının icat ettiği, sonradan “Total Futbol” olarak adlandırılan bu yeni futbol türü, yeni de bir kahraman çıkarır.

Yasujiro Ozu, son filmini 1962’de çeker ve bir yıl sonra da vefat eder. Yıllar sonra onun büyük bir hayranı olan Aki Kaurismäki ise sinemanın Ekim 1962’de öldüğünü söyler. Bir diğer deyişle, sinemayı Ozu’dan önce ve Ozu’dan sonra olarak ikiye ayırır. Futbol da 1965’te ikiye ayrılır: Cruyff’tan önce ve Cruyff’tan sonra.

Sadece Barcelona’daki etkisine bakarak bile bunu söyleyebiliriz. 1973’te Barcelona’ya transfer olduğunda, kulüp 14 yıldır şampiyon olamaz. Ama Cruyff'un geldiği sezon bu hasretleri sona erer. Barcelona’nın ondan önce kazandığı 10 lig şampiyonluğu vardır, müzesindeyse bir Avrupa kupası bulunmaz. Ondan sonra ise 13 lig şampiyonluğu ve beş Avrupa kupası kazanırlar.

Fakat Cruyff’un da dediği gibi, “Kazanmak önemlidir. Ama kendi tarzınızın olması, insanların sizi taklit etmeleri, size hayranlık beslemeleri, en büyük hediye budur.” Cruyff, Barcelona’ya kupalardan da büyük bir miras bıraktı: Güzel Oyun.

Johan Cruyff

“Başkalarının görüşlerini takip etmek yerine, kendi görüşünüzle başarısız olmak daha iyidir” derdi. Bir kazanandı. Ama elbette her zaman kazanmadı. O da kaybetti. En büyük finalleri, kupaları kaybetti. 1969’da Ajax’ta oyuncuyken ve 1994’te Barcelona’da teknik direktörken, Avrupa’nın en büyük kupasını Milan’a iki defa bıraktı.

"En büyük yenilgisi ise elbette 1974'teydi. Münih'teki finalde Dünya Kupası’nı kaldırma fırsatını Franz Beckenbauer ve arkadaşlarına kaptırmıştı. Fakat yıllar sonra verdiği bir röportajda, "Belki de sonunda gerçek kazananlar bizdik,” diyecekti Cruyff, “Bence dünya bizim takımımızı daha çok hatırlıyor."

Hollandalı sanatçı Jeroen Henneman ise onu ve takımlarını şöyle anımsıyor: “Cruyff, futbolu sahanın sadece bir bölümünde yapılan bireysel aksiyonlardan ziyade, tamamında gerçekleşen total bir hareket olarak görüyor gibiydi. Bana kalırsa, Cruyff aşağı yukarı gidip gelen, harika soyut hareket dalgalarının olduğu iki kilometrelik bir oyun sahasına bayılırdı.”

Barcelona, dün Twitter hesabından, “Mirasın devam ediyor” notunu düşüp paylaştığı videoda, Cruyff’un kendilerine bıraktığı mirası yedi başlıkta değerlendirdi: 1- Topa sahip olma, 2- Dripling, 3- İlk dokunuş, 4- Karşı pres, 5- Topu geri kazanma, 6- Beklerin hücuma katkısı, 7- Triangülasyon.

Sonuncusu kulağa biraz tuhaf geliyor, evet. Ama belki de en mühimi, Cruyff’un saha içindeki ideallerini en iyi anlatan şey bu. Triangülasyon, yani üçgenlere ayırma... Videoda Cruyff bunu şöyle tarif ediyor: "Biz rakip takımın yarı sahasında oynarız. Rakip kalenin önüne kadar ise çok az alan vardır. Hızlıysanız, alanı kullanmanız gerekir. Daha fazla alan, daha fazla hız anlamına gelir. Daha az alanda ise hız görecelidir. Dolayısıyla hızınızdan yararlanmak için daha fazla alan aramanız gerekir."

Johan Cruyff

Sahada içgüdüsel olarak sürekli alan aramak... Bunu ona Michels öğretmişti. 2-3-5 mi, yoksa 4-2-4 mü? 1960’ların en popüler futbol tartışması buydu. Neredeyse her şey dizilişler üzerinden tarif edilmeye çalışılıyordu. Sonra bir gün Cruyff’un aklına bir fikir geldi: “Hücum ederken kanada doğru hareketlenen bir oyuncu, beraberinde rakip bir savunmacıyı da götürür. Bu da orta sahadan bir oyuncunun geriden gelip gol atabileceği bir alan bulmasına neden olur.”

İşin sırrı oyuncuların sahada sürekli hareket etmelerindeydi. Ama aynı zamanda alanı organize etmekteydi.

Futbol sahasının ölçüleri ve şekli, her yerde aynıdır. Önemli olan ise sahaya nasıl baktığınızdır. Michels ve Cruyff önderliğinde Hollandalılar, dünyaya farklı bir fikir verdi. Sahaya başka bir açıdan bakmayı öğretti.

Peki Cruyff’un en büyük mirası mı? 1992 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali, Barcelona’nın tarihinde bir dönüm noktasıdır. Sampdoria karşısında Ronald Koeman’ın unutulmaz frikik golüyle kulüp tarihinin ilk Avrupa kupası kazanılmadan önce, Wembley’deki soyunma odasında ise doğal olarak büyük bir gerilim vardır. Oyuncular, üzerlerindeki yükü fazlasıyla hissediyorlardır.

Sonra Cruyff’un sesi duyulur: “Oraya gidin ve keyif alın.” İşte Cruyff’un bıraktığı en büyük miras...

Son Haberler