YORUM | Aldatıcı bir iyimserlik, gerçek kötümserliktir


YORUM | Onur Özgen @ozgenonur


Dün akşam maçın ardından iki ayrı televizyon kanalında, aynı anda yayımlanan iki program vardı. Görünürde ikisi de futbol programıydı, ama birinde futbol dışında her şey, öbüründe ise pür futbol konuşuluyordu. Hâliyle tüm ülke, birinci programı izledi. Ben ise Abdullah Avcı’yı seyreden azınlıktandım. Çünkü azınlıkta olmak iyidir.

Programın başında Fenerbahçe’nin Hatayspor karşısındaki üretkenlikten uzak futbolunu değerlendiren Avcı, tekrar kelimesine vurgu yaptı ve içinde bulunduğumuz futbol ikliminin bir hayli dışında bir yerlerden seslendi: “Bu işler transferle değil, organizasyonla olur. Organizasyon da zaman alır.”

Ardından Hatayspor’un geçtiğimiz haftaki Başakşehir maçından birkaç görüntü ekrana geldi. Başakşehir, o maçta her ne kadar kendi standardından bir hayli uzakta olsa ve maçı kaybetse de, dün akşamki Fenerbahçe kadar kötü değildi. En azından birkaç gol pozisyonuna girebilmişti. Avcı da o pozisyonlardan birkaçı ekrana gelirken iki şeyin altını çizdi: Edin Visca’nın savunma arkası koşuları ve kanatlarda rakibe karşı elde edilen sayısal üstünlük.

Ve buradan yine aynı yere geldi: Tekrarın önemi. Başakşehir’in kötüyken bile bu pozisyonları bulabilmesinin esbâb-ı mûcibesini, “Çünkü beş senelik bir oyun kültürleri var” diye açıkladı.

Dolayısıyla Fenerbahçe’nin dün akşamki çaresiz görüntüsünde şaşırılacak hiçbir şey yoktu. 13 yeni transfer yapan, buna karşın daha da transfer yapmayı düşünen bir takımın henüz ilk iç saha maçını oynarken fonda “Rumba de Barcelona” çalmasını bekleyemezsiniz.

Sinan Gumus

Erol Bulut’un işi gerçekten hiç kolay değil. Çünkü antrenörlük kariyerinde ilk defa topa daha fazla sahip olan bir takımın başında ve derin savunmalara karşı alan bulmaya çalışmak onun için de yeni bir deneyim. Ayrıca bunu toplama bir takımla yapmaya çalışması, bu deneyimini daha da zorlaştırıyor.

Bugünlerde futbol dünyasının belki de en gözde figürü Jürgen Klopp’un oyunculuk yıllarında Mainz’dan antrenörü ve aynı zamanda futbol rehberi olan Wolfgang Frank, Alman futbolunda dörtlü savunmaya ve alan markajına geçişin öncülerindendir. Topun etrafında çok sayıda oyuncu bulunduran takımların daha başarılı olduğunu savunan Frank, buna karşın bir takımın sadece adam markajından alan markajına geçebilmesi için 150 antrenmana ihtiyacı olduğunu söyler.

Üstelik bunun topsuz oyunla ilgili bir şey olduğunu düşünürsek, Fenerbahçe’nin topa sahipken yaşadığı alan bulma sorununu giderebilmesi için çok daha fazla sayıda antrenman yapması gerekir.

Fakat elbette, dün akşam bilhassa rakip iki kişi eksik kaldıktan sonra Fenerbahçe’nin daha fazla boşluk bulabilmesi gerekirdi. Xavi Hernandez, on bire on birken bile sahada her zaman boşta bir oyuncunun olduğunu söyler. Çünkü her zaman kaleciye pas verme imkânınız vardır. Rakibin iki kişi eksik olduğu bir anda ise, bu en az üç oyuncunun boşta olduğu anlamına gelir.

Fenerbahçe dün akşam, en azından son 10 dakikada boştaki o üç oyuncuyu arayabilirdi. Ama bunu yapmadı. Bulut, 69. dakikada sahadaki boşlukları bulabilecek en yaratıcı oyuncu olan Ferdi Kadıoğlu’nu oyundan çıkardı, yerine Filip Novak’ı aldı ve Caner Erkin’i sol kanada attı. Bunun ise rakip ceza sahasına daha fazla orta yapılacağı anlamına geldiğini herkes kadar Hatayspor savunması da biliyordu. Dolayısıyla iki kişi eksik mücadele ettikleri son 10 dakikada da top hep bekledikleri yerden geldi, hiç şaşırmadılar ve hâliyle hata da yapmadılar.

Bulut’un dün akşam eleştirilebilecek tek tercihi buydu. Yoksa zaman zaman iki dörtlü blok, zaman zaman da altılı bir savunma hattıyla topun arkasına geçen aşırı reaktif bir rakibe karşı orta sahasında en azından bir yaratıcı orta saha oyuncusunun bulunması gerektiğini herhâlde eleştirenler kadar o da biliyordur. Belli ki ne Jose Sosa ne de Mert Hakan Yandaş dün akşam 90 dakikayı çıkarabilecek durumdalardı.

Mert Hakan Yandas Fenerbahce Hatayspor 09/21/20

Öte yandan, futbol rakiple oynandığı için Hatayspor hakkında da birkaç şey söylemek icap eder. Tarihinde ilk defa Süper Lig’de oynayan bir takım için sezona son şampiyona karşı oynayarak başlayıp, ardından Fenerbahçe deplasmanına gelmek, herhâlde onlar adına bir fikstür şanssızlığı olarak değerlendirilebilirdi. Ama Ömer Erdoğan’ın talebeleri, her iki maçtaki savunma organizasyonlarıyla talihsizce görünen bir durumu fırsata çevirmeyi başardılar. Belli ki bu sezon büyüklerin ligde karşılaşmaktan en çok çekinecekleri takım olacaklar.

İlk iki haftadaki savunma olgunluklarında ise kadrolarındaki altı oyuncunun geçen sezonda da olmasının ve onları bir üst lige çıkaran oyuncularla yola devam etmeye karar vermelerinin büyük payı vardı. Fakat bu kadar sıkı bir savunma takımının, kontratağa daha iyi çıkabilmesi de gerekir. En azından maçı tek bir şut dahi atamadan bitirmemelilerdi. Bu açıdan santrfor olarak Mame Diouf’un tercih edilmesi, pek doğru bir karar olmamış gibi duruyor. Geçirdiği ciddi sakatlıklar, belli ki Diouf’un hızından ve Bundesliga’daki en iyi zamanlarından çok şey alıp götürmüş.

Tekrar Fenerbahçe’ye gelecek olursak, sarı-lacivertliler dün akşamki kötü oyun ve puan kaybının ardından muhtemelen çareyi yeniden transferde arayacak ve yeni santrfor arayışlarına hız verecektir. Başka bir deyişle, oyundaki sorunlarının çözümünü, bir ya da birkaç oyuncunun yeteneklerinde arayacaklar. Bu, ne yazık ki Türk futbolunda fazlasıyla âşina olduğumuz bir arayış biçimi.

Hatırlarsınız; geçtiğimiz yıl bu zamanlarda Galatasaray’ın da tek gündemi Radamel Falcao transferiydi. Sarı-kırmızılılarda da geçen sezona kötü başlanmasının en önemli sebebi olarak yeni santrforun bir türlü gelmemesi görülüyordu. Sonra Falcao nihayet gelmiş ve oynamaya başlamıştı. Kısa süre sonra ise sorunun kaynağının ve çözümünün aslında Falcao ile bir ilgisinin olmadığı görülmüştü.

Fenerbahçe de şu anda aynı iyimserlikle, Vedat Muriqi’in boşluğu doldurulduğunda birçok şeyin kendiliğinden çözüleceğini düşünüyor. Çünkü böyle düşünmek, herkese kendisini daha iyi hissettiriyor.

Ve fakat, Karl Marx’ın dediği gibi, “Aldatıcı bir iyimserlik, gerçek kötümserliktir”. Hayatta da, futbolda da.

Son Haberler