Ralf Rangnick: Futbolda önemli olan karar vermektir


ÇEVİRİ | Onur Özgen @ozgenonur


Geçtiğimiz yaz, Şampiyonlar Ligi yarı finallerinde üç Alman antrenör karşı karşıya gelmişti. Leipzig'de Julian Nagelsmann, Bayern Münih'te Hans-Dieter Flick ve PSG'de Thomas Tuchel, 2019'da Liverpool'a kupayı kazandıran Jürgen Klopp'un ardından büyüyen bir gelgitin son dalgasını oluşturmuşlardı.

Leipzig'in bugün bulunduğu yere ulaşmasını sağlayan Ralf Rangnick ise aynı zamanda hepsinin profesörü. Franz Beckenbauer'in ülkesinde liberonun kaldırılmasını vaaz eden ve bunda başarılı olan bir devrimci, Rangnick. Ve şimdi onun fikirleri, Avrupa futboluna damgasını vuruyor.

Ralf Rangnick

Futbolu bir gelir kaynağı olarak gören birçok futbol direktörü ve yatırım fonu, sizi son derece rekabetçi takımlar oluştururken, aynı zamanda ekonomik bir değer üretme sanatında da bir tür standart belirleyici olarak görüyor. Bu sektörde başarılı olmanın anahtarı nedir?

Bir projeye başladığınızda beş temel adımı göz önünde bulundurmalısınız. İlk adım, nasıl bir tarzınızın olması gerektiğine dair net bir fikre sahip olmaktır. Takımınızın nasıl oynamasını istersiniz? Ticarî açıdan bunu kurumsal kimlik olarak adlandırabilirim. Hoffenheim ve Leipzig'de topun bizim mi yoksa rakibin mi olduğuna bakılmaksızın, oldukça proaktif bir tarzı açıkça tanımlamaya karar verdik. Almanya'da bu tarz bir futbol üzerine kararlı bir şekilde iddiaya tutuşan ilk antrenörler Jürgen Klopp ve bendim.

İkinci adım, genç oyuncularla sözleşme imzalamaktır. Piyasa, bir poker oyununa benzer. Gençlerle yatırımlarınızın karşılığını alabilir ya da piyasa değerinizi artırıp kâr elde edebilirsiniz.

Üçüncü adım, en iyi teknisyenleri işe almak ve sonunda profesyonellerin takımı geliştirmesine izin vermektir. Kötü sonuçların olduğu zamanlarda bile plana sadık kalmalısınız. Bu nedenle asıl mesele kurumsal kimliktir ve doğru insanları işe alarak elde edilen kurumsal davranışları inşâ etmektir. Doğru oyuncuları kadroya dâhil etmek, takımı yeniden oluşturmak için doğru zamanda satış yapmak kadar önemlidir. Barça bu anlamda iyi bir örnek; çünkü uzun süre başarılı olduktan sonra kadrolarını yenileme fırsatını kaybettiler.

Bu modelin büyük kulüplere uygulanabileceğini düşünmek gerçekçi mi?

2008'de Klopp, Almanya'nın en büyük ve geleneksel kulüplerinden biri olan Borussia Dortmund'a gitmek için Mainz'dan ayrıldı. Ve orada, Mainz'da yaptığı şeyin aynısını yapabileceğini gösterdi. Şimdilerde ise Liverpool'da yalnızca kulübün çizgisini yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrin gelişmesine de katkıda bulunuyor.

Futbolda Alman etkisinin yeni dalgasını nasıl açıklıyorsunuz? Oyuncuların bireysel yetenekleriyle mi, yoksa kulüplerin fikirleri ve yöntemleriyle mi?

60'larda, 70'lerde, 80'lerde ve hatta 90'larda sahip olduğumuz çok yetenekli oyuncuların sayısı, şimdi sahip olduğumuzdan çok daha fazlaydı. Leipzig ile uluslararası düzeyde 14, 15 ve 16 yaş altı oyuncuları aradık ve bu anlamda oyuncu sayısının azaldığı oldukça açık. Elbette önümüzde Kai Havertz, Timo Werner, Joshua Kimmich ve Leon Goretzka gibi örnekler var. Açıkçası önümüzdeki beş yıl içinde olacaklar konusunda çok endişelenmiyorum. Ama 2001 - 2005 yılları arasında doğan oyuncuların yaş gruplarına bakarsanız... İşte bu aralıkta sorun yaşayacağımızı düşünüyorum. Buna karşılık, İspanya ve Fransa'nın elinde ise çok sayıda üstün yetenekli genç oyuncu bulunuyor.

Peki bu durum neden kaynaklanıyor?

İlk olarak bunun küresel bir sebebi var. Başta cep telefonları olmak üzere, yeni teknoloji gençlerin zihnini çok dağıtıyor. Almanya'da artık sokak futbolu diye bir şey yok. Naby Keita, Sadio Mane, Kylian Mbappe, Roberto Firmino ya da Neymar için hayatını kazanmanın tek gerçek yolu futbolcu olmaktı. Şu an ise Almanya'da futbolu profesyonel bir kariyer için en iyi olasılık olarak gören çok fazla çocuğumuz yok. Bu, kulüplerin sokak futbolunun yerine neyi koyabileceklerini ciddi olarak düşünmeleri gerektiği anlamına geliyor. Gençlerin daha fazla antrenman sürelerine ihtiyacı var.

Almanya'nın giderek daha az oyuncu üretmesine rağmen, aynı zamanda turnuvalarda giderek daha fazla etki yaratan bir ülke olması nasıl mümkün olabiliyor peki?

Antrenörler sayesinde. 1978'de, üniversitede beden eğitimi okumaya başladığımda; libero, iki defansif orta saha ve adam markajıyla 3-5-2 oynamak istemediğimi anlamıştım. Futbolun daha proaktif ve karmaşık olması gerektiğini düşündüğüm için yurt dışına bakmam gerekiyordu. Valery Lobanovsky ve Arrigo Sacchi'yi böyle keşfettim. İkisinin de dörtlü savunma, top odaklı pres ve alan markajı üzerine fikirlerimde büyük etkisi oldu. 80'li ve 90'lı yıllarda tüm bunlar Almanya'da bir istisnaydı. Franz Beckenbauer, 1995'te Alman oyuncularla dörtlü savunma ve alan markajını uygulayamayacağınızı; çünkü oyuncuların alan parselasyonunu anlamayacaklarını söylemişti. Alman futbolcular, niçin İtalyanlar ya da İspanyollardan daha az kurnaz olsunlar ki? Sorun şuydu ki, bu türden bir futbolu öğretecek kadar cesur antrenörlerimiz yoktu. 1999 ve 2000'e kadar biz Almanlar, stratejimizle değil, agresif olmak ve çimleri yemek gibi Alman erdemlerimizle ünlüydük. 2000 yılına kadar taktik anlamda bir örnek olan tek bir Alman antrenör yoktu. Şimdi ise futboldaki eğilimleri belirleyen Joachim Löw, Hansi Flick, Thomas Tuchel, Jürgen Klopp, Julian Nagelsmann ve ben varız. Ve elbette, bu tür bir antrenör kuşağı, oyuncuları geliştirebilecek hünerlere sahip. Arrigo Sacchi ve Johan Cruyff, yalnızca diğer antrenörler üzerinde etkili değillerdi, aynı zamanda takımları ve daha sonra öğretmen hâlini alacak oyuncuları da geliştirdiler.

Leipzig ve Atalanta, üçlü savunmayla oldukça hücumcu bir oyun geliştirmeyi başardılar. Böyle takımlar nasıl yapılandırılabilir?

Şu sıralarda üçlü savunmaya geri dönme eğilimi var. Ancak bunun eski zamanlardaki liberolu üçlü savunmayla hiçbir ilgisi yok. Artık adama değil, topa baskı yapmaya yönelik alan savunmasına dayalı bir savunma sistemi var. Kullandığınız diziliş 3-4-3, 3-5-2 ya da 4-2-2-2 olabilir. Bu sadece bir direksiyon. Herhangi bir formasyonla önde baskı yapabilir ve hücuma dönük oynayabilirsiniz. Benim için önemli olan ise sahip olduğunuz oyuncuların türüne uyum sağlayabilmektir. Takımımda beş tane birinci sınıf stoper varsa, o zaman neden yalnızca ikisiyle oynamak zorunda olayım ki?

*GER ONLY* Julian Nagelsmann Ralf Rangnick

Peki üçlü savunmayı kullanmanın sağladığı taktik avantajlar nelerdir?

Son Şampiyonlar Ligi'ne bakarsak, dört yarı finalistten üçü dörtlü savunmayla oynadı: Bayern Münih, Paris Saint-Germain ve Olympique Lyon. Ara sıra üçlü savunmayla oynayan tek takım Leipzig'di. Nagelsmann'ın üçlü savunmada kullanmasındaki amacı, daha iyi savunma yapmak değil, rakipler tarafından baskı altına alınmadan oyunu geriden inşâ etmek için daha fazla oyuncuya sahip olmaktır. Yani onun için bu savunmanın ortasından ziyade, öncelikle bir hücum meselesidir.

Geride üç merkez savunmacı kullandığınızda, kanat-beklerinizi oldukça ileriye gönderebilirsiniz. Bu durum ise rakip takımlar için çıkışları kapatmayı daha riskli bir hâle getirir. Orta sahadan bir adamı çıkarırsınız, ancak rakibi baskı altında fazladan efor harcamaya zorlarsınız.

Leipzig'in, daima 4-3-3 oynayan Klopp'un Liverpool'uyla karşı karşıya olduğunu hayâl edelim. Leipzig üçlü savunmayla oynarsa, bu Liverpool'un üç hücumcusuyla onların üç savunmacısına ve kalecisine baskı uygulayacağını anlamına gelir. Ve bu onları orta sahada üçe üç bırakır. Ancak muhtemelen, oldukça hücumcu olan bek oyuncuları Andrew Robertson ve Trent Alexander-Arnold, rakip forvetler karşısında stoperlerini bire birde bırakmamak için daha fazla risk almak zorunda kalırlar. Geriden oyun kurmak isteyen bir üçlü savunmaya karşı baskı uygulamak istiyorsanız, o zaman çok daha inançlı olmalısınız. Aksi takdirde presinizin kırılma riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Klopp, kendi düzenini asla değiştirmeyen bir antrenör örneğidir. Onun için rakip hiç önemli değildir.

Bayern'in Thiago Alcantara'sız fazla tahmin edilebilir bir takım olma riskini taşıdığını düşünüyor musunuz?

Tüm takımlar formunun zirvesindeki bir Thiago'ya ihtiyaç duyar. Bayern de onu özleyecektir. Ama geçen sezonun başından itibaren, büyük maçlar da dahil olmak üzere sürekli oynamadığı bir gerçek.

Futbolda tarz sahibi olmayı nasıl tanımlarsınız?

En üst düzeyde rekabet etmeyi düşünüyorsanız, mükemmel olmanız gereken beş şey vardır. İlk olarak, topa sahip olmak istediğinizde oyunu geriden inşâ etmek için ne yaptığınızdır. Bu benim için çok açık bir konu. Skor üretmek istiyorsanız iki şeye ihtiyacınız vardır: Birincisi hız. İkincisi ise aksiyonlarınızı ve direkt hücumlarınızı hızlandıran hareketler. Eğer bu ikisi sizde yoksa, isterseniz topa yüzde 80 sahip olabilirsiniz, ama gol atamazsınız.

İkinci olarak önemli olan ise top rakipte olduğunda neler yaptığınızdır. Nasıl, nerede ve ne kadar önde bastığınızdır.

Üçüncü ve dördüncü sırada, geçişler üzerine çalışmalar gelir. Topu kaybettiğinizde ve geri kazandığınızda takımınızdan ne yapmasını istiyorsunuz? Bu iki durum üzerine derinlemesine bir şekilde çalışmak gerekir.

Beşinci sırada ise duran toplar geliyor. Bunu, Inter ve Sevilla arasında oynanan son Avrupa Ligi finalinde de gördük. Beş golün dördü duran toplardan geldi. Futbolda gollerin yüzde 30'u duran toplardan atılıyor. Peki antrenmanlardaki zamanımızın yüzde 30'unu duran toplara ayırıyor muyuz?

Rakip yarı sahada topu ve alanı kontrol etmeye çalışan birçok takım, bunlara muhafazakâr nüanslar eklemeyi ve baskıyı ertelemeyi denediklerinde mahvoluyorlar. Liverpool'un 7-2 kaybettiği Aston Villa maçında ya da Manchester City'nin 5-2 kaybettiği Leicester City karşısında bu şekilde acı çektiklerini düşünüyorum. Sizce bu tür sistemler beraberinde fanatizm de gerektiriyor mu?

Her zaman çok formda olmalısınız. Klopp ve ben, böyle oynamanın daha zahmetsiz olduğunu biliyoruz. Eğer istediklerinizi iyi uygularsanız, bu sayede daha fazla sayıda sprint yaparsınız, ancak uzun mesafeli koşuların sayısını azaltırsınız. Ama istediklerinizi doğru uygulamazsanız, bu defa olumsuz koşularla karşılaşırsınız. Rakip takımın baskınızı kırmasına ve savunmanızın arkasına sızmasına izin verirseniz, o zaman daha fazla enerji harcamak zorunda kalırsınız.

İkna olmuş oyunculara ihtiyacınız var. Ama zaman her şeyi tüketiyor: Sacchi'nin başına gelen de buydu. On yılın ardından, 1996'da Milan'a döndüğünde, Marco van Basten ve Ruud Gullit gibi 30 yaşını aşmış, daha fazla koşamayacaklarını düşünen oyuncular vardı. Bu oyun tarzı, zihnen ve fizikî açıdan zorludur. Klopp'un takımında eski oyuncularımdan beşinin olması tesadüf değil: Roberto Firmino, Sadio Mane, Naby Keita, Takumi Minamino ve Joel Matip. İleri üçlüleri birer pres makineleri değildi. Böyle bir oluşumdan gelmemişlerdi. Ama Klopp onları dünyadaki en iyi pres yapan hücumculara çevirmeyi başardı. Ve şimdi Tuchel, bunu Neymar ile yapıyor. Neymar'ın Atalanta'ya karşı yaptığı presi, ondan daha önce göreniniz oldu mu?

Sadio Mane, Timo Werner, Roberto Firmino, Erling Haaland... Hepsini gençken tespit ettiniz. Harika bir futbolcunun ilerleyişini tahmin etmenin sırrı nedir?

Topla arasının iyi olması büyük bir avantaj. Hız, tempo, ivme önemlidir. Ama en önemli şey hızlı koşmak değil, hızlı düşünmektir. Durumu analiz edebileceklerini bilmelerini ve sahada âniden gelişecek durumlara hazır olmalarını sağlamalısınız. Buna zihnen ve kişilik anlamında marifetler de eklerseniz, o zaman harika bir oyuncuya sahip olursunuz.

Kendinize şunu sormalısınız: Oyuncu, iyi oynadığı bir-iki maçtan ya da bir-iki sezondan sonra tatmin oluyor mu, yoksa hırsı devam ediyor mu? Joshua Kimmich, 18 yaşında Leipzig forması giymeye geldiğinde delirmiş gibiydi. Antrenmanın her saniyesinde hırsını ve agresifliğini hissedebiliyordunuz. Evet, o çok iyi, teknik ve güçlü bir oyuncu. Ancak onun açık ara en büyük meziyeti kişiliği. Asla hâlinden memnun değildir.

Ralf Rangnick Joshua Kimmich

Aynı şey Thomas Müller için de geçerli. 19 yaşındayken, Bayern'in rezerv takımının üçüncü ligdeki Stuttgarter Kickers maçına gitmiştim. Maçtan sonra eve gelince çocuklarım bana, "Baba, bu sıska bacaklı adamla ne yapmak istiyorsun? O iyi bir oyuncu değil!" demişlerdi. Ben ise onlara, "İki yıl sonra Almanya Millî Takımı'nda olacak, size söz veriyorum" demiştim.

Oyuncu arama modelinizdeki en etkin yaş aralığı nedir?

Leipzig'deki gözlemcilerimiz, şimdinin birinci sınıf oyuncularının 16 yaşındaki hâllerini izleyerek günlerini geçiriyorlar. O oyuncuların gelişimlerinde hangi süreci izlediklerini görmeye çalışıyorlar. İki yıl önce, Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline ulaşan kulüpler arasında bir analiz yaptık: Bu aşamaya ulaşan takımlardaki toplam 200 oyuncunun yüzde 80'inin, 17 yaşındayken A takım seviyesinde yer aldığını tespit ettik. Bu verinin anlamı şu; üst düzeydeki bir yetenek, 17 yaşına geldiğinde 19 yaşın altındaki oyuncularla oynamıyor. Bu yüzden, eğer yetiştirdiğiniz genç oyuncuların gücü kendi A takımınızdaki oyuncularla rekabet etmeye yetmiyorsa, onları başka bir kulübün A takımına ödünç olarak vermelisiniz. Salzburg'un başarısının sırrı bu. Portekiz'de de aynı şey oluyor: Kulüplerin rezerv takımları, İkinci Lig'de oynayabiliyor. Porto, Sporting ve Benfica'nın bu kadar çok sayıda üst düzey yetenek üretmesinin nedeni bu.

Oyuncuların hızlı karar vermeleri gerektiğini söylediniz. Bir oyuncunun, zihnen hızlı olup olmadığını doğrulamak için hangi modeli takip ediyorsunuz?

Oyunculara yalnızca, oyun içinde harekete geçecek zaman ya da alan olmadığında ve baskı altında verdikleri kararlar için değer vermelisiniz. Gözlemciler bu konuda eğitilmeli. Güzel goller ve çalımlar kafanızı karıştırabilir.

Nagelsmann ile Hoffenheim'ın başındayken bir sözleşme imzaladınız ve onun Leipzig'in başına geçmesi için bir yıl beklediniz. Başka bir deyişle, 2019'da Şampiyonlar Ligi'ne götürdüğünüz antrenörlük görevinizi ona devrettiniz. Kendi koltuğunuzu başka birine verebilecek kadar egonuzu yönetmeyi nasıl başarmıştınız?

2012'de Red Bull ile anlaştığımda, kendi adıma ilkeli bir karar vermiştim: İki farklı ligde, iki farklı kulüpte futbol direktörü pozisyonunu kâbul etmiştim. Ve bu kararım, antrenörlük yapamayacağım anlamına geliyordu. Ralph Hasenhüttl, Southampton'a gittikten sonra ise 2019 yazında bir antrenöre ihtiyacımız oldu. Tercih ettiğimiz aday, Julian Nagelsmann'dı. Ama Hoffenheim'a bir sezon daha görevinde kalmayı taahhüt etmişti. Eğer geçici bir antrenör getirseydik, bu onun açısından iyi bir muamele olmayacaktı. Bu yüzden göreve gelebilecek tek kişi bendim. Stratejik bir karardı.

Bana şu anda ne hissettiğimi, antrenörlük mü yoksa futbol direktörlüğü mü yapmak istediğimi sorarsanız, buna net bir cevap veremem. Her iki görevi de yapabilirim. Ancak Avrupa'daki büyük kulüplerde bu nitelikte çifte sorumluluk üstlenmek çok zor olurdu. Liverpool'daki Michael Edwards ve Jürgen Klopp ya da City'de Txiki Begiristain ve Pep Guardiola gibi sizi destekleyecek insanlara ihtiyacınız var.

Ralf Rangnick Jürgen Klopp

Topu kaybettikten sonraki baskının, yani karşı presin babası kimdir?

Hoffenheim ile Bundesliga'ya yükseldiğimiz 2008-09 sezonunun beşinci haftasında Dortmund'u 4-1 mağlup etmiş ve onları sahanın dışına itmiştik. Klopp, Westfalen'deki bir sonraki maçın programında taraftarlara bir mesaj yazmıştı. "Hoffenheim'ın geçen cumartesi bize uyguladığı pres şekli, bizim kıstasımız olmalı. Dortmund'u Hoffenheim gibi oynamak için geliştirmeliyiz" demişti. Ondan sonra Dortmund, Bundesliga'yı üst üste iki sezon kazanmıştı. Klopp, Liverpool'da ise bu modeli başka bir seviyeye taşıdı.

Geçtiğimiz bahar, Milan futbol direktörlüğü görevi için sizinle görüşüyordu. Şu sıralarda ise adınız Roma ile anılıyor. Planlarınız neler?

Roma ile görüşmedim. Şu anda oraya gitmeyi hayâl dahi edemiyorum. Hoffenheim ve Leipzig arasındaki son 14 yılımda, elimden gelenin en iyisini yaptığımı gösterdiğimi ve en çok bir antrenörden daha fazlası olup, bir kulüp geliştiricisi olduğumda başarılı olduğumu düşünüyorum. Niyetim ya Almanya'da ya da İngiltere'de gelenekleri olan bir kulüpte çalışmak. Ama aynı zamanda, kendimi başından beri şampiyonluk peşinde koşan iddialı bir kulüpte antrenör olarak çalışırken hayâl ediyorum.

Çeviren: Onur Özgen

(Röportajın aslına buradan ulaşabilirsiniz.)

Son Haberler